8 Mart 2018 Perşembe

Diriliş ertugrulun verdigi mesajin odak noktasi


Dün Dubai merkezli MBC yayın grubu geçici bir emre kadar bütün Türk dizilerinin yayınını askıya aldığını açıkladı. Kararı gruba bağlı 11 karara duyuran MBC grup sözcüsü Mazen Hayek henüz bir gerekçe açıklamadı, ama hızla bütün Arap kanallarında görüş bildiren yorumcular üzerinden netleşen bir gerekçe var. O da Türk dizilerinin son zamanlarda Arap halkları nezdinde Türkiye’ye, Türkiye’nin tarihine, Osmanlıya gereğinden fazla bir sempati yaratmakta olduğudur.
Arap ülkelerinin resmi kanallarında yorum yapanlar bu sempatinin Türkiye’nin Arap Ortadoğu’sunda giderek artan nüfuzuna zemin hazırlamakta olduğundan açıkça şikayet etmekten geri durmuyorlar. Arap halkları nezdinde her geçen gün daha da artan Türk sempatisinin birilerinde ciddi rahatsızlıklara sebebiyet verdiği anlaşılıyor.

Neden böyle oluyor? Türk dizileri şimdiye kadar bu rahatsızlığı vermiyordu da neden şimdi vermeye başladı? İrdelemekte fayda var.
Gerçekten de Ortadoğu’da son 10-15 yıldır çok büyük bir Türk dizileri furyası estiği biliniyor. Türk dizileri giderek ciddi bir sosyolojik fenomene dönüşmüş durumda. Evlerinde herhangi bir Türk dizisini izlemeyen neredeyse yok gibi. Tabi bu dizilerin kültürel üretime, tarihsel bilince ve popüler kültürün şekillenişine, onun üzerinden yaşam ve tüketim alışkanlıklarının belirlenmesine çok ciddi bir etkisi oluyor.
Bir sosyolojik vaka olarak çok az gelişmeye nasip olabilecek bir etkidir bu. Zaten o yüzden bu gelişme sosyologların, iletişim bilimcilerin, kültürel çalışma gruplarının dikkatinden kaçmıyor.
Daha 6-7 yıl önce Ürdün, Kahire, Kuveyt ve Marrakeş’te Stratejik Düşünce Enstitüsü adına düzenlediğimiz Arap Türk Sosyal Bilimler Kongrelerinin (ATCOSS) hepsinde Türk dizileri önemli araştırma ve tebliğ başlıklarından birini oluşturuyordu: Türk dizilerinin yeni tarih bilincinin oluşumuna katkısı; Türk dizilerinin Arap Baharı ikliminin oluşumundaki rolü; Türk dizileriyle birlikte Araplar ve Türkler arasında oluşan yeni köprüler; Türk dizilerinin Arap dünyasında Türk ürünlerine olan ilgiyi artırması vs. gibi alt başlıkların konusuydu Türk dizileri.
Tabi o tarihler Arap Baharı sürecinin bütün hızıyla yaşanmakta olduğu tarihlerdi. Üstelik o tarihlerde henüz TRT’nin yeni dizileri Diriliş-Ertuğrul, Payitaht Abdülhamit veya Kutulamare gündemde yoktu. Revaçta olan diziler arasında Gümüş, Aşk-ı Memnu, Muhteşem Yüzyıl, Ihlamurlar Altında ve diğer bir çok romantik dizi ve tabi hepsinin başında Kurtlar Vadisi vardı.
Kurtlar Vadisini hariç tutarsak diğer dizilerin Türkiye’deki siyasi ve sosyolojik gelişmeleri yansıtmak gibi bir iddiası ve rolü yoktu tabi. Aksine o diziler, Arap dünyasında ahlaki bozulmaya yol açmak gibi bir rolleri dolayısıyla ciddi eleştirilere de konu oluyordu. O romantik dizilerde yansıtılan hayat tarzları aslında sıradan bir Türk aile hayatından çok uzak, daha ziyade batılı bir hayat tarzına daha yakındı. O dizileri izleyenler aslında gerçeğinden çok farklı bir Türkiye görüyorlardı.
Buna rağmen halk onu Türkiye’den bir kesit olarak alıp benimsiyordu ve bu durum yöneticileri rahatsız etmiyordu. İlginç olan, o dizilerin etkisiyle gerçekten de Türkiye’ye ilgi daha fazla artıyor, filmin çekildiği mekanlar turistik hedefler haline geliyor, kullanılan ürünlere talep oluşuyordu.
Bu etkiyi anlamak ve açıklamak gerçekten kolay değil. Dizilerdeki bütün kahramanlarla Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsiyeti özdeşleştiriliyor, neticesinde, özelde Erdoğan’a genelde Türkiye’ye olan sempatinin arttığı görülüyordu.
Tabi o dizilerin, etkisini gösterdiği siyasi bağlam çok önemli. Bugün çok farklı bir uluslararası siyasi ortam var. Dolayısıyla farklı bir Türk dizileri gerçeği var. Bu farklılık hem dizilerin içeriğindeki farklılıktan hem de içeriği aynı olsa da, ortamın kattığı algı etkisinden kaynaklanıyor. Arap Ortadoğu’sunda o dizilerde yansıtılan özgürlükler, iyi yaşam kalitesi ve estetiğe karşılık, demokrasiye karşı gerçekleşmiş darbeler ve yoğunlaşan istibdat ve iç savaş ortamları dolayısıyla baharı yarıda bırakılmış Arap coğrafyası ciddi bir çilenin çemberinden geçiyor. Bu ortamda ihaneti, baskıyı, zulmü, kardeşin kardeşe yaptığı kalleşliği, kıskançlıkları, vatanın ve bütün değerlerin az bir pahaya satılışını yaşıyor.
Hepsinin de mağduru oluyor Arap halkları. Böyle bir ortamda bilhassa Diriliş-Ertuğrul, Payitaht-Abdülhamit, Kutulamare ve Aliya gibi diziler ona büyük teselli oluyor. Sadece teselli olmuyor, yeni bir tarih bilinci sağlıyor. Dizilerdeki tiplemelerle bugün yaşadığı dünyada karşılaştığı tipleri özdeşleştirdiğinde iş tehlikeli bir hal almaya başlıyor. Türkiye’ye karşı bazı liderlerin veya elitlerin sergilediği husumetin arkaplanını Diriliş-Ertuğrul’un “içerdeki hainler” tiplemeleri üzerinden okuyor. Abdülhamid’in siyonizme ve neticede Sycos-Picot’yu dayatan emperyalistlere karşı verdiği mücadelede ona ihanet edenlerin varislerini kendi yönetici makamlarında görüyor.
Bu dizileri yasaklayarak, etkilerini kırmak, mesajlarının kitlelere ulaşmasını engellemek mümkün olabilecek mi? Şu kadarını söyleyelim: Zaten sözkonusu diziler MBC’de yayınlanmıyor. Orada yayınlanan diziler bildiğimiz romantik dramalar ve hiçbir siyasi içerimleri yok.
Oysa TRT’nin sözkonusu dizilerini hiçbir kanal yayınlamasa bile şu anda Tükiye’de ilk yayınlandığı andan itibaren bir iki saat içinde altyazısıyla birlikte internete inmekte ve bu yolla milyonlarca izleyiciye ulaşmaktadır.
Bu izleyiciler, seyrettikleri bu dizilerle hem tarih hakkındaki hem bugün kendi yaşadıkları hakkındaki en eleştirel bilinci beslemekteler.
Birileri Fahreddin Paşa’yı hırsızlıkla suçladığında, Türkiye’nin ayrıca hiçbir şey söylemesine gerek kalmadan, hırsız kimmiş, hain kimmiş, yüz yıl önce emperyalistlerle işbirliği yaparak vatanı, dini, namusu satan kimmiş, ayan beyan görünmektedir.
Türk dizilerini yasaklayarak İslam dünyasının içinde bulunduğu gerçeklerden kaçılamaz. O dizilere güç veren dramalarıyla o gerçekler arasındaki muhteşem uyumdan başkası değil.


Kaynak: Arap Ülkelerinin Türkiye Yapımı Dizileri Yasaklaması Neyi Kurtarır? yenisafak.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder